evrim teorisi - Nevarki.Com - Eğlence ve paylaşım rüzgarı



Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Ana Sayfa Kayıt Ol Yardım Arama Üye Listesi Tags

Sayfa: [1]
Yeni Birinci okunmamış Mesajı göster
31 Ocak 2008, 16:23:17 #0
ELECTRA
*


Đαяκиєѕs quєи¢н
Kayit tarihi: 04 Eylül 2007, 16:23:09
Mesaj Sayısı: 19.820
Rep Puanı 259
Üyelik Bilgileri
Durumum:


Evrim Teorisi; dünyadaki canlı yaşamın nasıl oluştuğunu anlatan bir teoridir. Bu tek bir hücrenin nasıl bir organizmaya dönüştüğünün serüvenidir. Bu basitten komplekse gidiş belki de canlı ile cansız arasındaki en büyük farktır. Cansız yapıların hayatı kompleksten basite doğru bir seyir izler. İçlerinde, onları bir arada tutan enerjileri zamanla özelliğini yitirince serbest kalan atomlar çevreye yayılma eğilimi gösterir. Bu yüzden demir paslanır toz olur, tahta çürür yok olur, dağlar ve sahiller aşınır eski şekillerini kaybederler. Bunun içindir ki kayalar biz fark etmeden taşa, taş çakıla, çakıl kuma dönüşür, kumdan yaptığımız kaleler zaman içinde özelliğini yitirip dümdüz olurlar. Evrendeki her şey basite doğru çökerken yani evrende her şey kaçınılmaz bir şekilde o son dengeye doğru ilerlerken sadece canlılar bir düzen yaratmaya çalışır. Atomları bir araya getirip molekül, moleküleri ekleyip zincir, zincirleri düzenleyip canlı hücre yapmak çok büyük bir örgütlenme ve düzen işidir. Canlının basitten komplekse doğru bu tip bir yapılanması, bu inanılmaz olay dünyanın her tarafında her an her saniye yaşanıyor. Kuşkusuz yaşamın temelinde canlı hücrelerin sürekli yaratmaya, rekabete, düzen sağlamaya, hayata ve hayatta kalmaya adanmışlığı vardır. Evrensel gelişme, karakteristik niteliği gereği, buluşları, tabaka tabaka üst üste koyarak hep yeni bir şey doğurmuştur. Yani katman katman. Ve burada gökten düşen hiç bir şey bulunmaz.. Daha önceki hazırlıklar içinde var olmamış, hiç belirti vermemiş bir şeyin, birden öylece ortaya çıkması söz konusu değildir. Sürekli bir doğma süreci içinde yeni eskinin bağrından çıkar. Durmadan yepyeni bir şeyler çıkmaktadır bu evrende . Çıkmasaydı, dünya bomboş olurdu, ama yeni hep istisnasız, eskinin temelinde oluştu. Verilmiş olanın içinden çıktı. Her bir basamak , bir bakıma kendi içinde hem bir başlangıç hem de bir sondu. Evrimin onca büyüleyici yanına karşın, belki de en şaşırtıcı özelliği, bu basamaklardan her birinin, tamamlanmış, kusursuzmuş izlenimi vermesine rağmen, evrimin bu basamaklara takılıp kalmadan, yoluna devam etmiş olmasıdır Dolayısıyla Evrim Teorisi bir hücrenin uzun soluklu hala devam eden macerasını anlatır. Aynı zamanda bu tüm canlıların hikâyesidir. Bizim hikayemizdir.
Charles Darwin 1809 -1882. 73 yıllık yaşamı boyunca çalışmalarıyla toplumların dine ve bilime yeni bir gözle bakmaya sevk etmiştir. Yaşadığı günlerde ve hala birçok kişinin saldırısına uğrasa bile öldüğünde başarısı karşısında duyulan takdir, Westminister Kilisesinde Newton’un yanına gömülerek ortaya konulmuştu. Bununla birlikte Darwin’in Evrim teorisinin başlattığı tartışma bugün de tüm hızıyla sürüyor. Ancak ne var ki Evrim Teorisi bu alanda ilk ve tek teori değildir Tek değildir çünkü iki teori daha var, İlk değildir zira Evrim teorisi ileri sürüldüğünde geniş halk kitleleri tarafından yaygın kabul gören din ağırlıklı bir başka teori vardı.
YARATILIŞ TEORİSİ;
Batı kaynaklarında genellikle bu resim ile sembolize edilir. İtalya’da Sistine Chapel’inde bulunan ve ünlü sanatçı Mikael Angelo tarafından yapılan bu resimde ilk insan Hz. Adem’e can verilişi resmedilmiştir.. Ama ülkemizde yaratılış teorisine inananların belirgin bir sembolu yoktur ve bu teoriyi kabul edenlerin başını bir zamanlar Adnan Hocacılar olarak bilinen Harun Yahya yapmaktadır. Onun internet sitesinden alınan bilgiye göre bu teori; Hepsi bu kadar. Özel olarak tasarlanmıştır. Yani dünya üzerinde yaşayan hepsi son derece farklı özelliklere ve mükemmel sistemlere sahip olan bir kaç milyonu aşkın canlının orijinal türlerinin en başta üstün ve kusursuz bir yaratılışın ürünü olduğunu söyler. Bu teori bugünkü canlı türlerinin birbirleriyle ya da eski canlılarla arasında akrabalık bağı veya genetik ilişki olmadığını belirtir. Teori denmesine rağmen herhangi bir deney veya bilimsel çalışma ile desteklenmez. Gücünü kutsal kitaplardan alır. Mutlakıyet esas olduğundan bir ispat aranmaz. Tüm din kitaplarında kati dogmalar, katı kurallar ve "uygulanmazsa dinden çıkarıcı " aksiyomlar vardır. Bu kuralları sorgulamak, verilen emirlerin akla uygunluğunu ispatlamak, bunlardan kuşkulanmak bile yasaklanmıştır. Dolayısıyla bu teori bilimsel tabanı olmayan bir kabullenmedir.
Bir diğer teoride yasamın uzaydan geldiğini söyler;
UZAYDAN GELEN YAŞAM ;
Yıllarca önce teleskoplara bağlı spektrograflarla uzayda birtakım basit moleküller bulunmuştu. Ancak son zamanlarda radyo astronomisi, aralarında su ve amonyak molekülleriyle kimi organik bileşiklerin de bulunduğu bir sürü molekülün varlığını ortaya çıkarmıştır. Uzun süre yıldızlar arası uzayda iri moleküllerin bulunabileceğine olanak görülmemişti; NASA’nın araştırmalarına göre uzak yıldız sistemlerinde (özellikle orion bulutsusunda) çeşitli amino asitlerin olduğu tespit edilmiştir, ki bunlar sol elli amino asitlerdir. Bu önemlidir, çünkü canlı hücrelerde sadece sol elli amino asitler bulunur.
Bu ilkel moleküllerin canlılıkla ilgisi nedir, diye sorulabilir. "Yaşam tohumu" denen bu moleküller özellikle "kuyruklu yıldız" dediğimiz kornetler aracılığıyla gezegenimize taşınmış olabilir. "Kirli kartopu" denilen kornetlerin hemen tümüyle toz ve buz parçacıklarından oluştuğu bilinmektedir. İncelemeler "yaşam tohumları" denilen moleküllerden bir bölümünün kornetler, amino asitlerin de "göktaşı" dediğimiz bazı meteorit türleriyle taşındığını göstermiştir. Uzaydan bir tür yağış biçiminde gezegenimize inen yaşam tohumlarının elverişli bir ortam bulduğu bir dönemde canlı nesnelere dönüştüğü söylenebilir, Tanınmış astronom Fred Hoyle, tüm canlılarla birlikte biz insanların da varlığımızı "kirli kartopu’larına borçlu olabileceğimizi söylemiştir.
Astronomların tersine biyologlar çoğunluk yaşamın uzaydan değil, yeryüzündeki koşullardan kaynaklandığı görüşündedir. Ama gene de doğruluk olasılığı son derece zayıf da olsa uzay hipotezi tümüyle göz ardı edilemez.
Dünyanın bir dönemdeki koşullan simüle edilerek laboratuarda oluşturulan organik moleküllere aynı zamanda uzayda rastlanması, benzer kimyasal süreçlerin evrensel bir olay olduğunu göstermektedir. Öyleyse, yaşamın dünyamıza özgü olmadığı, başka gezegenlerde de görülebileceği düşüncesi hiç de yersiz değildir.
Son teori EVRİM TEORİSİ ;
Çok basit birbirini tamamlayan iki önermeye dayanır:
(1 )Canlı dünyada değişik biçim ve türlerin ortak bir kökten kaynaklanarak geliştiği; (2) Canlılar arasında "yaşam savaşımı" ve "en uyumlunun ayakta kalması.
Darvin canlıların ortak bir kökten kaynaklandığı savını ilk ortaya atan kişi olmamakla birlikte, bu savı doğrulayan çok sayıda değişik gözlemsel kanıt ortaya koymuştur Böylece söz konusu sav salt bir tahmin ya da hipotez olmaktan çıkmış, bilimsel bir önerme niteliği kazanmıştır. İkinci noktaya gelince, evrim sürecinin düzeneğini oluşturan "doğal seleksiyon" ilkesi Darwin'in asıl önemli katkısı olarak bilinir. Tüm gözlemler canlıların (bitkiler ve hayvanlar) doğanın besleyemeyeceği sayı ve hızda çoğaldığını göstermektedir. Öyle ki, her kuşakta bireylerin pek çoğu erginlik çağına ulaşmadan yok olmaktan kurtulamaz. . Canlılar dünyasında bir eleme düzeneği işlemektedir. Bu elemede rastlantı ya da şansın rolü vardır, ama asıl neden bireysel farklar (kalıtsal varyasyonlar) ve bu farkların çevresel koşullara uyum sağlamadaki rolüdür, denebilir. Canlılar aynı türden de olsalar birbirlerinden çeşitli yönlerden farklılıklar gösterir. Hatta aynı ana -babadan olan kardeşler arasında bile gözlenebilir farklar vardır ve bireyler sınırlı olanaklar için yarışmak, yaşam savaşımı vermek zorundadırlar. Bu savaşımda çevre koşullarına uyum sağlama (adaptasyon) bakımından özellikleri daha elverişli olanların üstünlük sağlaması, diğerlerinin yenik düşüp elenmesi kaçınılmazdır.. Milyonlarca yıllık süreler düşünüldüğünde yaşam savaşımı veren birey veya toplulukların özelliklerindeki farkların nasıl yeni ya da daha gelişmiş türlere yol açtığı kolayca anlaşılır. Zira bulundukları ortamda hem av hem de avcıdırlar. Amaç av olmadan uzun süre avlanarak yaşamaktır. Darwin canlıların kalıtsal olan özellikleri arasındaki farkları işleyen doğal seleksiyon düzeneğinin amipten insana uzanan evrim sürecini yeterince açıkladığı inancındaydı..
Bu aşmadan sonra sunuyu ya perde de ki soruların cevaplarını arayarak sürdürebiliriz ya da tıpkı ahtapot filminde olduğu gibi filmi başa sararak hikayeye en başından hücreden, hücrenin beyninden, yani çekirdekten, çekirdekteki kara kutuyu açıp içine bakarak sürdürebiliriz. Çünkü yaşamın sırrı orada.
İnsanin içine girip sahip olduğu 100 trilyon hücreden birinin içine bakacak olursak çekirdeğin içinde göreceğimiz DNA dır.
DNA bazı bilim adamlarına göre insanın kullanma kılavuzu, bazı bilim adamlarına göre de insanlığın tarih kitabı. Her iki değerlendirme de doğrudur.. Hücre içindeki en büyük moleküldür ve yapılan tüm işler onun direktifi ile başlar ve ne kadar süreceğini gene o tespit eder. Organizmanın dış görünüşünü de DNA tespit eder. Kısaca DNA bir hücre için her şeydir. DNA bütün bu işleri sahip olduğu genler vasıtası ile yapar. Bir insanda 30.000 gen varken meyve sineğinde yaklaşık 15.000 gen vardır. Meyve sineği gibi bir canlı ile kompleksliği, hacmı, çözüm üretme ve düşünebilme yeteneği olan insanın bir sinek den sadece 2 misli gene sahip olması her ne kadar düşündürücü olsa da gerçek budur. Dahası bir muzun sahip olduğu genlerin yarısı insanda da bulunur. Kendinizi bir muzdan veya sinek den farklı hissetseniz bile unutmayın ki hücre yapılarınız hücre duvarınız, hücre içi işlemleriniz, besinleriniz hep aynıdır. Yaklaşık 4 milyar yıl evvel oluşan ve bu güne kadar aktarımlarla bize kadar gelen DNA birçok hastalığın, saç dökülmesinden şişmanlığa birçok olumsuz etkinin, yaşlanmanın, nedenleri ve çözümleri hep bu kullanım kılavuzundadır. Yani DNA hayatın sırrını taşımaktadır Genom projesiyle yapılmak istenende, genlerin haritasını çıkarmak ve. bu kullanım kılavuzunu okunur hale getirmektir. İnsan DNA’sı tam 3 milyar harften meydana gelir. Ama genlerin işgal ettiği alan DNA’nın %1 veya !.5 dır. % 99 DNA ise kendisi için çalışır. Kalıtım biliminin temelini ve işleyişini ortaya çıkaran Weismann. embriyoya dönüşen döllenmiş yumurtanın daha başlangıç aşamasında "somatik" ve "propagatif" denen iki yarım parçaya ayrıldığını gösterir. Somatik yarım yeni bireyin vücudunu oluşturma yolunda büyür; propagatif yarım ise bireyin üreme bezlerini oluşturur. Vücut yapısını oluşturan hücrelerle yeni kuşaklara yol açan üreme hücreleri arasında kesin ayrılma
döllenmeden sonra ortaya çıkan ilk gelişmedir. Bireyin vücudu er ya da geç ölümle son bulur; oysa üreme hücrelerinin bir bakıma ölümsüz olduğu söylenebilir. Bunlar sonra gelen kuşaklarda yaşamlarını sürdürürler. Denebilir ki, organizmanın nerdeyse tümünü oluşturan somatik hücrelerin işlevi, "ölümsüz" üreme hücrelerine, bireylerin geçici yaşamlarında, bir barınak, bir beslenme olanağı sağlamaktır
Madem DNA bu kadar etkili o zaman DNA yı inceleyelim.
Aynı zamanda insanlığın tarih kitabıdır.
İnsan embriyosunun anne karnında ilk haftalardan doğuma kadar geçen zaman incelendiğinde; bu genlerin verdiği emirle cenin şekillenmeye başlar. Embriyonun ilk haftalarında daha sonra gerileyen ve kuyruk sokumuna gizlenen bir kuyruk taşıdığı görülür. Bu bizim atalarımızın maymunsu evreden önce kemirgenlerden daha da geriye giden, amfibikler üzerinden ta ilk denizlerdeki canlılara uzanan bir evrimin ürünü olduğunu gösterir. Daha sonra embriyoda solungaç deliklerini andırır oluşumlar bir görünüp kaybolurlar. Zaten böyle bir gelişme kalıcı olsaydı saçma da olurdu. Ama bu embriyonal solungaç delikleri ve kavisleri biz insanlarda pek de iz bırakmadan yok olup gitmemektedir. Kafatasında kulakların ortaya çıkması bir zorunluluk durumuna geldiğinde, doğa eski solungaç deneyiminden ve oluşumlarından istifade etmiştir. Kulak zarını havayla bağlayan işitme kanalımız, yapısı değişmiş solungaç deliğinden başka bir şey değildir. Genzimizdeki boşluğun orta kulak kanallarıyla bağlı olması bunun bir kanıtıdır. Eskiden bunlar tek bir büyük kanal oluşturmaktaydı. Ağızdan giren su iki yandan çıkmadan evvel, solungaçların içindeki kan damarları, suyun içindeki oksijeni emmekteydiler. Gene hamileliğin ilk dönemlerinde gözlerimiz hayvansı atalarımızı anımsatırcasına başın her iki yanındadır. Ancak embriyo dönemini sonuna doğru bu iki göz yüzün ortasına doğru yaklaşarak yüksek düzeyde gelişmiş primatlarda ve özellikle insanlarda bildiğimiz duruma gelir ve böylece plastik ve stereo bir görüş sağlar.( plastik görüş her iki gözün görüntüsü üst üste biner. Göz yanda olduğunda her göz ayrı ayrı algılar.). Embriyonun elleri gelişim aşamasında parmak araları perdeli olduğu için bir insandan çok ördeğe benzer. Ve embriyo son aşamada hepimizin bildiği gibi tüylenir. Ama elbette bütün bu olup bitenlere rağmen embiryonal gelişmemizin hiçbir aşamasında balık, sürüngen ve hayvan değil oluşmakta olan insanızdır. Fakat en eski atalarımızın hayvan oldukları, bütün hayvanlarla ve canlılarla akraba olduğumuz konusunda bu gelişim anıları şaşmaz bir kanıt sunmaktadırlar…
SONUÇ
Bugünkü dünyada rasyonel insan, tarihi olayları ve bunların beşeri nedenlerini Tanrı’nın takdir ve hikmetinin yönettiği ilahi bir planın öngörülmüş safhaları olarak algılamayı çoktan bırakmış olsa bile din ile bilim arasındaki kavgayı görmemezlikten gelemez. 17 yy da teoloji Galile ve Kopernik öncülüğündeki bilimsel devrime tüm direnmelerine karşı yenik düşmüştür. Artık pek az kimse dünyanın düz olduğu, evrenin merkezinde yer aldığı, güneşin dünyanın çevresinde döndüğü, tüm nesnelerin toprak hava ve sudan meydana geldiğine inanmakta; deprem, sel yangın ve fırtına yıkıntılarında Tanrı’nın uyarısı gözüyle bakmaktadır. Ama savaş bitmemiştir. Dolayısıyla bugün bile hala, tek yönlü, dar perspektifli, eksik ya da istatistik karakterli karşı argümanlar böyle bir gelişme anlayışına direnip durmaktadır
Her ne kadar Darvin’in evrim teorisi en uyumlunun ve en güçlünün hayatta kalması prensibini ortaya koysa da; yaşam savaşında en uyumlu her zaman en güçlü demek değildir. Yaşam savaşımında güçlerini birleştirip dayanışma içine girenlerin de, en güçlüler gibi, başarı sağladıkları söylenebilir. Doğada, toplumsal yaşamda olduğu gibi, yarışma ve savaşım yanında dayanışma ve işbirliği de vardır. Bireyleri arasında yaşam savaşımının en düşük, dayanışmanın en yüksek düzeyde tutulduğu hayvan türlerinde gelişme, çoğalma ve beslenme olanaklarının en üst düzeye çıktığı gözden kaçmayacak kadar açıktır.


Gölqelerden bαhsediyorum size
Kıpırdαyαn perdelerden
Ve herkes kendi içine qömülür
İçimdeki derinlik kαinαttαn büyükken
Bir ihtimαl dαhα yoktur zαten
Beklemekle olmuyor bαzen
Sol kolumun uyuşmαsını
Nerede bir kuyu çıkığı qörsem
Boynumα ruj sürüyorum
Öleceqim yeri işαretlemek için..






Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş yap
Online
Tags:
Sayfa: [1]
Konuyu Goruntuleyenler
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
 
 
eXTReMe Tracker
Sitemap  0 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557 558 559 560 561 562 563 564 565 566 567 568 569 570 571 572 573 574 575 576 577 578 579 580 581 582 583 584 585 586 587 588 589 590 591 592 593 594 595 596 597 598 599 600 601 602 603 604 605 606 607 608 609 610 611 612 613 614 615 616 617 618 619 620 621 622 623 624 625 626 627 628 629 630 631 632 633 634 635 636 637 638 639 640 641 642 643 644 645 646 647 648 649 650 651 652 653 654 655 656 657 658 659 660 661 662 663 664 665 666 667 668 669 670 671 672 673 674 675 676 677 678 679 680 681 682 683 684 685 686 687 688 689 690 691 692 693 694 695 696 697 698 699 700 701 702 703 704 705 706 707 708 709 710 711 712 713 714 715 716 717 718 719 720 721 722 723 724 725 726 727 728 729 730 731 732 733 734 735 736 737 738 739 740 741 742 743 744 745 746 747 748 749 750 751 752 753 754 755 756 757 758 759 760 761 762 763 764 765 766 767 768 769 770 771 772 773 774 775 776 777 778 779 780 781 782 783 784 785 786 787 788 789 790 791 792 793 794 795 796 797 798 799 800 801 802 803 804 805 806 807 808 809 810 811 812 813 814 815 816 817 818 819 820 821 822 823 824 825 826 827 828 829 830 831 832 833 834 835 836 837 838 839 840 841 842 843 844 845 846 847 848 849 850 851 852 853 854 855 856 857 858 859 860 861 862 863 864 865 866 867 868 869 870 871 872 873 874 875 876 877 878 879 880 881 882 883 884 885 886 887 888 889 890 891 892 893 894
Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.